3 Eylül 2026 Perşembe

BAŞKA BİRİ NASIL SEVİLİR BİLMİYORUM







Başka Biri Nasıl Sevilir Bilmiyorum


Hangi şehre gidilir yalnız başına,
Hangi şarkı dinlenir senle olmayınca.
Kimle çay içilir ?
En güzel sözlerin altı kim için çizilir
Kimin kokusu saklanır…
Hangi hayal hediye edilir,
Hangi gözle bakılır o çiçek yaprağı kirpiklerine
Nasıl anlatılır gülüşünün sesi
Adının güzelliğine hangi alfabe de rastlanır
Senin bakışın hangi şiire benzer
Kime dokunur, sarılır, uyur bu kalp
Hangi insanda rastlanır sana…
Gel de anlat …
Senden başkası nasıl sevilir ?
Bilmiyorum ben … İlhan Berk
“İnsan dünyaya bir kez gelir.” Bu, dillerde eskimiş, söylene söylene sıradanlaşmış bir sözdür. Bildiğimiz kadarıyla hakikat de böyledir. Canlılar âlemine bir defalığına insan suretinde uğrar, sonra neresi olduğunu bilmediğimiz o meçhul yere doğru yola çıkarız. Fakat o yolculuktan önce, yeryüzünün bize sunduğu güzellikleri mümkün olduğunca ıskalamamak gerekir. Duygularıyla var olan insan, yeterince güzellik görüp ruhunda biriktirdiğinde meçhule giden o gemiye daha büyük bir gönül ferahlığıyla binebilir.
Oysa ıskalanmaması gereken ne çok şey vardır…
İnsanlığın güzel yürekli insanları, içlerindeki ışığı dünyaya sunarak görülmesi, duyulması, dokunulması ve hissedilmesi gereken sayısız güzellik bıraktılar, bırakıyorlar ve daha bırakacaklar. Kimi bir şiirin dizelerine sığındı, kimi bir öykünün satır aralarında soluklandı. Kimi taşa can verdi, kimi tuvale renk, sessizliğe melodi kattı. Bazıları göğe uzanan bir yapı kurdu; bazıları bir düşüncenin, felsefi bir yorumun ya da bir filmin içine insan ruhundan ince bir iz bıraktı.
İnsan, böylesi bir güzellikle geç karşılaştığında içten içe hayıflanır. “Ben bunu neden daha önce görmedim, neden duymadım?” diye sorar kendine. Kaçırdığı zamanın gölgesi düşer üzerine; süngüsü mahcuplukla düşer. Çünkü bazı güzellikler yalnızca görülmez, insanın içinde kendilerine bir yer açar ve onu, fark ettirmeden, başka birine dönüştürür.
Güzel insanlar öylesine çok, belki de sonsuz sayıda eser bıraktılar ki hepsine yetişmek bir ömre sığmaz. Yine de okumaya, araştırmaya, türlü renklerdeki gözlerimizle bakmaya, irili ufaklı kulaklarımızla dinlemeye ve yumuk ellerimizle dokunmaya mümkün olduğunca çok zaman ayırmalıyız. Çünkü her yeni güzellik, ruhumuza eklenen başka bir renk; içimizde sessizce yanan başka bir ışıktır.
Velhasıl, hayatın önümüze serdiği güzellikleri olabildiğince ıskalamamalıyız. Onlardan ne kadar çoğunu görür, duyar, hisseder ve içimizde biriktirirsek biz de o kadar güzelleşiriz. Belki o zaman, meçhule doğru yola çıkma vakti geldiğinde, ardımızda yarım kalmış bir özlemin ağırlığını değil, yaşanmış bir ömrün hoşnutluğunu taşırız.
Ve türlü renklerdeki gözlerimizi, mis kokulu incir reçeliyle dolu bir kavanozun kapağını usulca kapatır gibi kapatırız: İncir reçelinin tadını almış, kokusunu içimize çekmiş ve payımıza düşen güzellikleri ruhumuzda saklamış olmanın huzuruyla dünyaya el sallarız!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

RİZGAN Û NURÊ Dinleyin ey sarp dağların çocukları, kulak verin ey soğuk rüzgârla büyüyenler. Bu söz, sıradan bir söz değildir. Bu söz, sevdâ...